Bu Blogda Ara

Sayfalar

İzleyiciler

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Yeniden...

Ne kadar da karamsar bir yazı paylaşmısım son kez bulustugumuzda... Halbuki bir bucuk sene sonra mezarının yerini zor buldum... Üstelik kocamın amcasını ziyarete gelmiştik.. Ne enteresan değil mi??? Ha bir de bu arada yedi aylık hamileyim... Yaşadıklarımızı sadece kendi hazinem olarak anıyorum, hersey su üzerinde yüzüyor; sevgi emek demek ama sen hiç emek sarfetmedin... Sana coktan hoşçakal dedim ve yeni yaşamıma başladım...

Tamamen değişen bir hayatım var. Tanrım ne kadar sabırlıymışım.. İçimde yaşattığım bambaska bir insan varmış haberim yokmuş... Bunları sakince kaleme alıp paylaşmak istiyorum.. Biraz düşünerek tabi.. Uzun zaman oldu....

Yetmiş yedi gün sonra bende bir anne olacağım... Çok garip bir  bekleyiş içindeyim.. Sabırsız, zaman zaman çelik gibi sert ve güçlü bazen de hassas, korkak ve kırılgan...

Otuz bir ekimde evlilik yıldönümümüz var ve ben yeni kendime geliyorum.. Beni içine alan hayatın akıp gittiğini bir daha eski günlerime asla dönemeyeceğimi -asla annemin nazlı kızı olamayacağımı-, kendimden baska düşünmem gereken bir sürü insan oldugunu-en azından önemli iki tane-, bu adaptasyon sürecinde de hayatın bana agır darbeler vurdugunu- en azından ruhuma- yeni yeni farkediyorum...

Tekrardan  merhabalar efinim:-)))

26 Mayıs 2010 Çarşamba

belki de..

Belki de unuttum sanıyorlar.Yaşam sevincimin gölgesinde kalıyor acılarım. Ama seni özlüyorum. Zaman gectikce özlemim artıyor ve zaman gectikce yasadıgımız tüm güzelliklerle beraber kötülükler de su yüzüne cıkıp bana seninleyken ne kadar tatlı bir uykuda oldugumu ve artık uyandıgımı hatırlatıyor.




Senelerce süregiden bölük pörcük sevdamızı düsünüyorum. Düşünmeye zamanım cok artık. Bir seni düşünüyorum; sözlerini, isteklerini, hayallerini, yaptıklarını…Bir de beni düşünüyorum sonra.. Terazinin bir kefesi digerine göre hep hafif..



Korkarak, heyecanla kimi zaman ve her zaman hasretle yasadıgım, cocuklugumun rüyası, hayatımın yıkılmaz gücüydü sevgin. Senin hep uzaklarda bir yerlere gittiğini düşünüyorum. Bu kadar sevdiğim, gücüne, durusuna bu kadar hayran oldugum adamın ölümüne inanmamı, alışmamı beklemesin kimse.



Kanatlarımın kırıldıgını düşünmüş ve bunu gercekten hissetmiştim. Şimdi kısa mesafe de olsa ucuslar yapabiliyorum. Sen gittin diye durmadı dünya, acılarımızdan da durmadı.. Yabancılaştı, anlamsızlaştı, sıradanlaştı ve baskalastı benim için.. Durmaya çalıştık işte ayakta.. Hani benim için istediğin ama hiçbir zaman veremeyeceğin “düzenli hayat” için harekete hemen gectim. Yaralar aldım bu kısa sürede bile... Ama yaşıyorum…



Senden sonra ne yanık dondurmadan, ne patlıcan salatasından ne de tarhana corbasından tat alamadım. Tombik ellerinle, büyük iştahla hazırladıgın sofralara oturdugum kadar ac oturamadım hiçbir sofraya.. Annemin pişirdiği tarhanada kıymalar topaklaşmıstı sanki… Hiçbir erkeği senin kadar yakıştıramayacagım mutfaga..



Yok yere yaptıgımız kıskançlık kavgalarını hatırlıyorum ara ara.. Sebepsiz üzmüşüz birbirimizi değil de ne kadar sevmişiz diyorum… Seni artık sadece mezarındaki güllerden, karanfillerden kıskanıyorum..



İnsanlar daha acılarını yasamadan agızlarını sonsuz boşluga açtılar.. Konuştular.. Konuştular… İnan hiç birine üzülmedim. En büyük acının seni ne kadar istesem bir daha hiç bulamamak oldugunu biliyordum çünkü… Sadece halime şükrettim. Belki de biraz olsun anladım seni. Benim muhtaç oldugum sevgi sadece sendeydi. Ortasında durdugum insanların gökten zembille inmiş oğlullarıydın sen…



Seni unuttum sanıyorlar belki de.. Yoklugunda en az varlıgında oldugu kadar acı cektim. Ama seni unutmadım. Seni kalbimin en ücra köşesine koyup kapattım kapısını, orada her seyden uzak sadece benimle ol diye. Yaşadıgımız her seyin küçük de olsa anılarını minik kutumda sakılıyor, ara sıra cıkarıp bakıyorum. Elimde sadece birkaç fotograf, birkaç bilet ve bir video var. Senin benim oldugunu senden iyi bilen kimse yok. Seni özlüyorum ve fazlasıyla anıyorum. Bu kötü kader için öylesine üzgün ve çaresizim ki… Bir gün bir yerlerde seni tekrar görmeyi ve sana bu ebedi yolculuga cıkarken fısıldadıgım o cümleyi tekrar söyleyebilmeyi umuyorum… “ Seni Seviyorum”



26/05/2010

21 Mayıs 2010 Cuma

Kurulu hayatlar üzerine

Kurulu hayatlar üzerine

Nedense kurulmazmış kurulu hayatların üzerine yeni hayatlar.. hersey olabilirmiş de-aşk,

mutluluk, seks- yuva kurulamazmış.. Güven olabilir miymiş? yüzlerce kez dokunulan esyalara

baskasının dokunması kolay mı? yıllarla savaşılabilir mi hiç? hele de anılarla.. kim

silebilir fotograflardaki gülümsemeleri.. kim anlayabilir ki birebir yasanılan seyleri??


Ürkütücü bir yalnızlıktır sonradan dahil olunan hayat dahil olan için.. söz söylemeye

bile cekinir kalır kösede.. hele bi de sevgi varsa işin içinde bir sıfır kayıpla baslanılan

bir maçtır yeni hayat..
Yok mudur oysa ki sonradan gelenin geldiği bir yer.. bu çok önemli değildir maalesef.. bir

tarafın altında ezilmeye mahkumdur öteki taraf.. bir köpegin bakışlarındaki tedirginlik

kadar bariz, bir cocugun annesini özlemesi kadar gercektir.. hele de tendeki o yabancılık

yok mu, ölmenin bir baska türüdür bana göre.. kimler dokunmustur bu tene, kimler

sarılmıştır bu bedene ve sen kim bilir neler hissetmişsindir... çıkılması güç bir girdaptır

ve olabildiğince kaçtığında bu düşüncelerden mutluluk o kadar yakındır..

Ellerimle sectiğim yeşil döşemeli koltuklarım vardı bir kaç sene önce.. üzerlerine yumuşacık

peluşlar kestirmiştim soguk kış günlerinde üşümeyelim diye.. sonra halılarım hani şu pofuduk

olanlardan özenle korudugum halılarım.. bir de perdelerim vardı dünyanın parasına alıp da

seninle kavga ettiğimiz perdeler... evimden uzak kaldıgım o kışın baharında kedimi görmek

için gitmiştim artık benim olmayan o eve.. alışılmadık bir sigara kokusu kaplamıştı evimi,

halılarım kirli ve lekeli, koltuklarımın üzerinde yatılmıştı besbelli... içimin nasıl

sızladıgını hatırlıyorum.. ve şimdi bu hayata da emek veren kimler vardı ve şimdi kimlerin

içi sızlıyor merak ediyorum...
Hayaller vardı bir zamanlar birileri için bir yerlerde.. annemle evime mobilya bakmak için

gittiğimiz bir magazada basımızdan geceni paylaşmak istiyorum... değil bir ev kurmak odamı

toplamaktan aciz bir yastaydım.. ama şimdi daha iyi anlıyorum.. çünkü annemde yasayamamıştı

hakettiği gibi... amerika nın muhtesem atmosferinde, paralar pırlantalar içinde ve o

muhtesem evlerde bile yakalayamamıştı.. daha mütavazi olmasına karsın sevgisiyle de

teyet gecmişti mutlulugu.. bizimle beraber orada mobilya bakan bir çift gözümüze ilişti..

mobilya secmekten cok birbirlerine bakıyorlardı.. acayip heyecanlıdılar.. erkek elini bir

an olsun bırakmıyordu kızın.. kız sürekli gülümsüyordu.. pek de mükemmel olmayan mütavazi

dükkanın radyosundan şu şarkı duyuldu;

"Bu akşam yine benim yollarıma bakmışsın

gelmeyince üzülüp perdeyi kapatmışsın..."

Ebru gündeş içli içli söylüyordu.. annemin gözlerinin doldugunu görmemek imkansızdı.. birkaç
kelime mırıldandı..


"keske hersey böyle kalsa, böyle baslasa ve böyle bitse..."


İki gündür kaldığım evin arka bahcesine bakan apartmandan hemen hemen aynı saatlerde kavga

sesleri yükseliyor.. sonra aşagıya tabak ve bardaklar yagıyor.. keşke hersey aynı kalsa...

annemi her gün biraz daha iyi anlıyorum..

Sesler yükseldiğinde, eller kalktığında havaya ve duyduguna inanamadıgın sözler sarfedilince

dudaklardan.. anlıyorsun işte o zaman... bir yerde birileri için hayaller hep vardı ama

artık kalmadı...

Baskalarından kalanlarla paylaşmak zor birini işin özü.. bu akşamın ana teması buydu..

sanırım yeterince anlatmadım.. korktum haksız olmaktan. yok yere kendimi savunmaktan..

üzmekten korktum yazarken bile birilerini.. ama sahit olmak telefon konuşmalarına, eski

fotograflardaki gülümseyen yüzleri görmek- ki gülümsemeler yanınızdaki adama aitse ve pek

de farklılık yoksa gülümsemesinde- beraber alınıp büyütülen bir hayvana duyulan bu sonsuz

sevgiye sahit olmak zor benim için.. kızmak yada kırılmak yok bunda ama bir kadın ruhunun

inceliğine sahipsen ve seviyorsan karsındakini biraz tırmalıyor içini... sıfır numara da

olsa zımpara gibi..

Zor sonradan dahil olmak yeni bir hayata... zor senelerle savasmak.. beraber yapılan

seylerin, beraber alınan esyaların üzerine gelmek zor..



".......Bir kadının elinde taş bezi olmus geceliğimle
sabunlara bulanıp, sürdüm tüm eve tenimi, hissetmedin...
Gelen gidenin söyledikleri taslarda yankılanıp kulagıma degdi, bilmedin...
Bardagımdan su içti biri, camda aksim belirdi, suretim oradaydı ama görmedin...
Ayşenur Yazıcı- kadınlar aglar"

09-09-2009
kadıköy





11 Mayıs 2010 Salı

Büyü'ler

Bir bakışla yaratılan büyüler.. Bir dokunuşla yaratılan büyüler.. gözlerin insanda yarattığı nice engin tılsımlar..aşkın varlığı ve ortaya çıkışı.. bir yabancıya duyulan öylesine ince ve yüce duygular.. Büyüler…

Bir sözle bozulan büyüler, yalnızlıkla bozulan büyüler, beraberken bile için için haykırırken bozulan büyüler.. yollarla bozulan büyüler… kavgalar, gürültüler…

İnsanın dogası, hayvansılığı ve kişiler arası iletişim yıllar gecsede tam anlamıyla çözülemeyecek.. şifresi yokki bunun bulunsun.. psikoloji nasıl bir umman ki sonuç bulsun.. üzüntüler, farklılıklar çıktıkça ortaya baş verecek hep.. çok mu zor diyorum ah bu kadar mı zor?

Tartışmalar tuzuymuş birlikteliğin olmazsa olmazıymış, hah palavra hepsi! En fazla ayrılırmışız… nice emekler verdiğin degerlerin kasaya kitlenmesi mi bu? Öz hazinesi mi insanın? herseye hep bastan baslayan yılmayan durmayan durmak bilmeyen dogası bu insanın.. aldıgı her yarayla, yaraya dolan kumlarla taslarla hergün biraz daha hırçınlaşması bana göre.. her yenisinde daha kırıcı daha yırtıcı daha müdanasız daha sıkılgan daha ürkek daha acınası.. peki ya emekler…?

Gecen zamanı bozuk para gibi harcamak, yasanılması mümkün tüm güzellikleri ertelemek hangi akla sıgar ki. Bu kıymetsizlik nasl çıktı ortaya.. bu hakimiyet duygusu da neyin nesi? Herseyde kusur arayan gözleri kim yarattı.. neden böyle oldu nasıl bu duruma geldi insanoğlu.. sanırım hepimiz aldatıldık…

Üzüldük kırıldık harcandı emekler, arşa uzandı tüm pislikler.. yasamaya tahammül kalmadı.. “yollar büyüdü, büyüdü pabuçlar…” kalmadı kokusu güneşin ve tadı kaçtı tüm meyvelerin.. aşkın büyüsü bozuldu.. gecti artık ask mevsimi..

Umutsuzum artık.. sarıp sarmalanmaya bu kadar açken.. hersey aleyhime..

“Her yeni sevda da kandırdın beni gönül…

Ben vazgectim sevmekten biraz da sen üzül...”

Elden yar olmaz derlerdi de inanmazdım.. hani o annemin elleri, hani o babanın sefkati.. nerde o bagışlayıcı nur yüzlü anneannem.. hepsi çocukluğumun tatlı yüzleri şimdi.. ben bir savasın tam ortasında tanımadıklarımla güvenemediklerimle, havayla bulutla güneşle yagmurla çetin bir sevda savasındayım.. sırf sevmek istiyorum diye. Zapt edildi tüm kalelerim.. sanırım annemi özledim..
Sevgiyle pişirdiğim tüm yemekleri kedilere yedirmek istiyorum.. öldüğümde de beni kediler yesin.. sonra da bir güzel temizlensin.. beni kabul edemeyen bu havaya bu topraga karışmak istemiyorum… bu boktan hayata bok olup karışayım.. yasarken olmazdım kötü.. istediklerim vardı alamazdım onları kötü… hersey herkes kötüyken ben olmazdım kötü…

09/09/2009
Kadıköy





9 Mayıs 2010 Pazar

Defolu çıkan hayat ve iyi yürekli çocuklar...

I


uzun boylu ağrılara atıldım

sokaklarda

hırçın rüzgârlara katıldım

iyi yürekli çocuklar sessizce

büyümekte

“dünyanın şavkı kendine,

efkârı bize mi?” demekte;

kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte

kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara

düşmekteydiler

uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...



iyi yürekli çocuklar

günlerin rahmine yaslarken düşlerini

bazen apansız ölmekte

ölmekteydiler...



ama şalvarları gül desenli döne’ler

yeniden dillenip döllenmekte

doğrulup yeniden dillenmekte

ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden

rüzgârlar esmekteydiler...

(gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)

sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler

ve her aşkın künyesine bir gün

dökülen küller...



sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs.

taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da

bu ay da sürüm sürüm

turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda



defolu çıkmış hayat

kimin umurunda!



II

kimin umurunda

yeni donlar giyen eski kadınlar

ve bilumum “öteki”ler

dolup boşalan kültablaları

bozuk sifonlar

şerefsiz adisyonlar

ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar



kimin umurunda

buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı

ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...



/sürerken ıssızlığın ödül töreni

sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../



III

“-vay anasını bu maçı da alamadık abiler

ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!”



iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte

en pahalı düşleri dolara endeksleyip

en ucuz pazarlara sürmekteydiler

sonrası aşkın

ve şarabın şanına düşen gölgeler...



gölgeler

kimin umurunda?

yoruldu yorgunluk da

aşk bir yana, düş bir yana!



paranın sultası düştükçe

düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya

her şey hızla ayrışmakta

üstelik gün ortası, ışıkta!



her şey pazar

ve karmaşa...

/sürerken ıssızlığın ödül töreni

sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../

IV

iyi yürekli çocuklar sessizce

o aşınmış saçaklarda, yollarda

ısrarla yanlış atlara binip

ısrarla düşmekteydiler...



-yok yoluna geçti geçen günler

..k yoluna kaldı kalan günler geride

bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?

camları buğulu bir genelev odasında

vizite fiyatına...



solarken

gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...



V

sürerdi

yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat

“bu maçı da alamazken abiler”

iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte

büyüdükçe kirlenmekte

kirlendikçe ölmekte

öldükçe bilmekte

bildikçe acımakta

acıdıkça görmekteydiler

ki her fırtınadan ve anıdan geride

herkes figüran

yaşamın sahnesinde...



sahnesinde

yaşamın

kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler

minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu

sahnesinde

aşklarla rus ruleti

ve tel kaçıran çorapların kederi...



sahnesinde

brüt bir yaşam

net bir ölüm



(bırak rezil gündüzleri

geceye yaslan gülüm!)



VI

iyi yürekli çocuklar o mahallelerden

düzineler halinde geçmekteydiler...

uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler



-işte bu vuruşlar sürdükçe

maç mı alınır ulan sayın abiler

ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!



aşkta

düşte

işte

birer

birer

inerken

beyaz

bayrakları



/bizim çocuklar,

bütün maçlarda yenildiler.../





Yilmaz Odabasi

pamuk

Pamuk kızımı 1999 yazında Yalova' daki evimizin önündeki otobüs durağında koca makosenli bir adamın ayakları altında ezilme tehlikesiyle karsı karsıyken aldım. Evimizin üçüncü kedisi olacaktı ve annem bas bas bagırıyordu; "aksam dayın gelsin kuyrugundan tutar atar" Akşam dayım geldi ve pamugu cok sevdi. Pamuk o günden sonra bizim kızımız olarak hayatına devam etti. Aynı sene agustos ayında meydana gelen deprem felaketinde hasarlı evimizde mahsur kaldı pamuk. Diğer kedilerimin aksine balkondan atlayarak firar etmeyi değilde bizim gelip onu almamızı bekledi. Pamugu da alıp kendimize cok uzaklarda yeni bir yasam kurduk. Şimdi kızım on bir yasında. Arada duydugu ambulans sirenlerine uyanmasını, ürkek hallerini evde mahsur kaldıgı sırada yasadıgı korkulara baglıyoruz. Bunların dışında kızım fazlaca akıllı, konuskan:-), kıskanç(benim gibi) ve magrur...

Anlamıyorsunuz

27/03/2009

O sen değilsin.. kimse değil... kimse benim gibi değil.. ve benim yarım kimsede değil...


hep birileri bana aynalar tutuyor ve ben oradan kendime bakıyorum.. hayat bu değil... hayat muhabetten ibaret değil...

kimse kimseyi sevmiyor.. kimse kendini sevmiyor.. ben de...

ve sen her engelde beni baskalarına hediye ettin.. yüregimdeki tüm sevinçleri yok ettin.. herkeste biraz biraz bıraktım

sevgimi ve artık kendimi sevecek bile sevgi kalmadı yüregimde.. şimdi senin yüzünden tüm hayallerimi haketmediğimi düşüyorum.

şimdi hepsi bana daha da uzak.. ve ben ölüme biraz daha yakınım.. kayıplarım ağır... paramparça ve güvensizim herkese..

mutlu olmayı beceremeyen, sevgi yeteneksizi ettin beni... hastayım şimdi, daha kırılganım her zamankinden daha muhtacım sevgiye

ama artık hiç bişeyi tat alarak yaşayamıyorum.. içine girecek kap bulamıyorum.. arkamda bir el yok sırtımı sıvazlayan... her

zamankinden daha yalnızım artık.. kararsızım, güçsüz ve aceleciyim.. fazla vaktim yok...

artık biliyorum kimse yok.. yarım kimsede değil... geldim tükettim bittim gidiyorum... hayaller olmamalıydı.. ne geldiyse

onlar yüzünden geldi basıma... istediğim o kadar fazla sey olmasına ragmen içim kıpır kıpır bunları isterken bagırırken avaz avaz

artık duyar gibi yapan bile yok.

her yeni insan hazinelerimden bir şeyler aldı ve gitti.. her defasında daha ucuzuna hediye edildim... arıyordum bende bir seyler

kendim gibi sandım herkesi.. şimdi ise verecek hiç bişeyim kalmadı hiç hevesim kalmadı...

sadece sarkılar anlatıyor beni, ben anlatmaya kalktığımda agır geliyor sıkılıyorsunuz. ben yasarken yorulmadım siz dinlemeye

üşeniyorsunuz. sırtlamaya korkuyorsunuz hayatımı.. oysa tek bir el bütün filizlerimi yesertebilir.. görmüyorsunuz..

ve bunu bilerek, görerek gercekleri, hakettiğim hiç bişeyi alamayarak soğuyorum yasamaktan... tat alma duyum yok artık..

canım acıyor ve bir kaplumbaga gibi agır geliyor yüküm bana.. agır aksak devam ediyorum hayata.. umuzsuzum..

iyiyken ben, param varken, güzelsem yanımdaydınız.. şimdi hastayım, kafam karmakarışık ve nimetlerim gidiyor elimden usulca..

içimde kıyametler kopuyor.. her seyi düşünüyorum, pişmanlıklar yaşıyorum.. hasretlerim çok daha fazla yakıyor yüreğimi.. ama

siz beni yalnız bırakıyorsunuz... her zaman olduğum gibi güçlü sanıyorsunuz ama artık eskisi gibi değilim...